29/12/2007 - ;)
Merhaba.. uzun süredir yoktum.. işlerim ve özel hayatımdaki karmaşalar nedeniyle uzaktık bir süredir.. ama döndüm.. tekrar burda yazılarımla tam gaz :)
çok yakında görüşmek dileğiyle..
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/12/2007 - Bu acıya bu kadar şiir fazla…
Aşkın eşref saati… Kanımı yalayıp içime biriken suskuların hayalet cümleleriyle konuşmaktayım. Yitirerek susan ve kıyasıya tükenen sensin. Belki de sesimin ucundaki kundaklanmış ceset bundan. Ucumu kaybediyorum gözlerimin önünde git gide; aşkı bir daha yitirmek adına. ‘O’ şehrin boğazıma iliştirdiği ünlemleri yutkunarak saklanıyorum senden. Sense kaçtığım şehirlerin griliğini teneffüsleniyorsun. Bensizliğin gözlerinin içine kendini yoklaştırırcasına bakarak, benden yüzleri soru işaretli anlamlar türetiyorsun. Tırnak diplerinde affedilmez yanılgıların külleri… Pişmanlığın önce İstanbul’dan başlıyor seni cümlesizleştirmeye. Ne kadar da cesaretli yalnızlıkların… Beni yalnızlığına terk ederek gidiyorsun, senin yalnızın olacağımı bile bile. Bakışmalar arası korunaksız bir kimsesizlik aramızda gelgitlenen deniz. Ey zahmin! Sensizlik sana niye benzemiyor? Terk-i kalbe süslenemeyişim aykırılığa utangaçlığından mı? Zamanın varsa sensizliğe, gel…
Usanılası hayatlara başkalığı naçarlaştıran sancı yüklü duruşlar ilikliyorum. Soluğun ciğerimde duraklıyor. Aklımda içime savrulan saçlarının kıyameti. Saklanışlarım kendime sobe ancak biliyorum. Sana bakarak eskittim yüzümü, söyle şimdi hangi acının ağrılı kahkahasızlığına çıkar yüzüm? Kim çevirecek beni kaldığım yerden? Ey zahmin! Ağlamak yüz kızartıcı bir suç aşkın yırtılıp durduğu satır aralarında. Peki, cümle sonları sensizliğin kör bakışlarına çıkan yazgının alfabesinde ölmekte mi suç? Selam olsun dağlar gibi hasretine. Kalbime giyiyorum aşkı delilik gömleği diye zahmin.
Yüzümüzün akının geceye yakıştığı gibi yakışıyorduk aşka. Gözlerim içine emanetti. Aynı cümlenin içinde acıya haykıran sessiz harflerdik, kursağımızda kaldı dipnotsuz hikâyemiz. Yüzün dünden kalan bir anı mı olacak kederime? Gittin, bari bunu şarkılara söyleme ve beni bekleme, gelemem. Yokluğunla avunmaktayım. Ey zahmin! Şefaatin kalbin dileğince ağlayan aşka olsun.
Yakın bir ağrısın. Uzak duruyorsun aşkae yakınlığıma. Ben sana hayata devrik düşmeyen düşler büyütüyorum kefenimin iç cebinde. Aramızdan körkütük aşık şarkılar geçiyor, sen görmüyorsun. Sana dokundukça islenen gözlerim cana bela bakışmaları yükleniyor. Ama ayrılıktan gayrı her şeye küsüyor, sigaranın dumanından şakaklarıma savrulan efkâr. Saçlarım boyu uzuyor hayatsızlığıma çarpan çehrenin beyazından yayılan hüzün. Ellerinin az ötesinden kırık nakaratlar yuvarlanıyor gülüşüme. Bu acınılmayası acıya kahır dolu şarkıların notaları çok ağır değil mi zahmin? Kaldır aşka cevaz taşımayan yangınları kalbin üstünden ve sus sükût, içimden aşk geçiyor. Ah kalbim, düş içimden. Ayrılığın ayak seslerini duyuyorum, bende sana yer kalmadı. Topla kendini kalbim! Miracına vurulduk aşkın.
‘Dur gitme’li ağlayışlar yanaklarıma yuvalanırken, bana yetişemeyen aşkın karanlığını yokluyor çifte minareli camîlerin göğü. Saçlarım değiyor ıslaklığına, esriyor martıların gözlerinde kanayan çığlıklar. Uzun uzadıya göğsümü deliyor hasretin. Çiğneyip geçiyor vapur soğukları beynimin narkoza yatan İstanbul suskunluğunu. Kuşlar, asın beni kirpiğimden bulutlara ne olur. Kin tutuyor yaramı çoğullaştıran mahkumun tel örgülü yakasından. Eskiye çalan fırtınalı bir lanetin uğultusuna öykünüyor dilim: ‘’Dile verdin ya hatırımı, bozdur bozdur harca’’.
Kan kaybı az geliyor efkârı tütün molalı aşk zayiatına. Yarınım dünden heder. Sana şiir yazmak gelmiyor içimden, içim sana şiir değil mi zaten? Nefesin uzanır mı yine kimliksiz kalmış kirpiğime, yakmak için arkasına tufan yığılan gözevimi? Bir sigara yakıp ciğerimi küllemeliyim hüznüme karşı. Yatırıp seni dizlerime, uyutmalıyım yokluğunu bir kanama boyu. Sende eğ başını rüzgâr, kalakalma yazılanın koynunda ıpıslak.
Ey zahmin! Ötesi sen, berisi aşk… Nasıl çıkarım bu yalnızlığın içinden? Ben şehadet ederim ki, gözlerin ölümden güzel…
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/12/2007 - Şöyle bir bakıyor insan, kim ne derse desin , dünya bir kırık ka
Kalp yineliyor sesinde sesimi.
Kalbim yeryüzünün en güzel simgesi oluyor. Ve sonra geçip gidiyor her şey...
Gökyüzü sınanmasıdır yaşamamızın hep kendine dönen ışıklı caddelerden ve ağaçları yeşerten erken bahardan sakınarak manastırın keşişine döndüren ölüm kımıltısı. İnan kimsem yok senden başka. Ve hep buradayım. Biraz savruk, ıslak ve yabancı bir İstanbul gibi. Yaşamayı ürküten tüm İstanbullar gibi gökyüzünün boşuna ısrar ettiği bir zaman görüngüsü en uzaktan koşturup gelen.
Heyzen keçeden bale pabucudur ademoğlundan doğma, kentin karanlık yüzüne ışıldasın diye. Çok el olmuş rulet masasında konan bir bardak viski ile karmaşıklaşan garip başvurusu haline gelmiş ortak yaşamaların. Oysa ben bıraktım tüm dostlarımı günün erken bir saatinde ve eyvallah dedim metruk yüreklerine çingenelerden daha asil olmayan kanımla yazarak aptal bir şarkıyı. Ey ruhumun kanlı şırfıntısı aşklar doğruyu söylemiyor uzaksa senden. Oysa sahici bir öykünüştür adını koymaktan çekindiğimiz Wertervari bir ıstırap.
Ey kalbim kendi tarihini kendin yaz artık.
Nice zaman geçti bunları sana söylememin üstünden, kaç martı eskitti bu gökyüzünü kaç çocuk yürüdü dünyaya güzel gözleriyle ? Biraz düşün bunu, koru kendini savruk doruklarındaki sahte şenlik ateşlerinin yangınından. Ve hep bil, insan soyu ne maymundan gelir ne ademden. İnsan insan soyludur doğrudan.
Bu kalp ne yokuşları zıpkınladı bilemezsin. Her dilden sevmeyi umut ederek tek dilde bile onaramadı sönük bir sokak lambasını.
Ben gençtim sevgilim yaşlı ya da tam tersi. Bir bahar kadar tazeydi sevgilim bense kaçkın bir yorgun. Hangimiz istedik, neden istedik bilmiyorum ama çağrısı yoktu bize kentin.” Neden yazdım bilmiyorum ama çok kanlar aktı bu köprülerin altından, çok kalp eskitti sokaklar ve artık vakit çok geç. Fırtınalar sıkıyor ruhumu çünkü artık, bilinç eriyor uyumsuz yürekleriyle insanların yüreğime ekledikleri ayrıntılarda. Sanırsın ayrıntıda gizli olan şeytan değil ayrılığın ta kendisidir. Ve her beraberlik bir ayrıntısıdır çığlık çığlığa yaşamanın. Oysa bilirim gerçeği kendi mezarında bulamaz insan.
“Kalp kalesi ! ben sana sürgün, sen bana hüzün....” der Yavuz Hilmi. İnsanı sürgün ederek kendi kalbine.
Rüzgar öldürdü Sarah Bernard’ı, kendi rüzgarı. Baktıkça hızlandığını gördüğü kabarık öfkenin şarkısını yazamayınca günün son çizgisine. Tırmandı kendi cehennemine, yedi kat yerin altında tınısı yüksek yaşamının kumdağlarına dönüşmesine kırgın.
Şöyle bir bakıyor insan, kim ne derse desin , dünya bir kırık kalpler kulübü işin sonunda...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/12/2007 - kalp ebesidir yeni aşkların..
(Ben aşkı Debussy’den öğrendim, hani şu ilk notalarındaki ölçüyü sonrakilerin sırlarını çözmeden ele geçiremeyeceğiniz besteci. O yüzden edebiyatın müziği iyi olsa da aşkı eksik gelir bana.)
Bozgundan önceki başkaldırıdır yüreğinde sakladığın şey: Sır !... Yalnızlığının çoğulcu bir edimselliğe taşması; siperlerden fırlamasıdır insanın, yırtık bir gecenin içine ok gibi. Bütün sırlar sonunda cephede can çekişmeye düşen apoletsiz yaratıklar olurlar böylece. Sırların ilkesi olmaz, ilkesi varsa gizemdir o sır değil, uçurup kellesini bir imparatoriçenin yeni sevgiler sunağından kaybolmuş efsanelere dönüştürür genç bir kızı, silikleştirir sessiz bir tuluat olur yaşamın hangi dönemini vurmuşsa aşk.
Sensizliği kotarmayı bilmeye adadım kendimi. Benim sırrım da bu.
Gölgesiz sanılır sırları olmayan kadınlar. Sırlarını saklayamayan erkekler ise yüreksiz matadorlarıdır evrenin cılız ve iktidarsız. Dayanılmaz korkuların evrensel mabetleri bir türlü kanayan denizleri avuçlayamaz, kuşatamaz eğer acımamışsa yüreği. Kaldırımın üstünden kocaman bir yağmur ışıltısı gibi kaybolup gider sinema salonunda tutulan elin sıcaklığı ile filiz vermeye çalışan hayat. Hükümdarları olur kendisinin sırlarla dolu içine bakan gözleri.
Kalp sırlarla dolu olmayan ilkbahardır, felç olmuş aşkların tek kurtarıcısıdır çünkü sırların insanın bittiği üzerine söylediği yalanları ortaya çıkarır bir yağmur öncesinde. Aşk lanetsiz bir savaştır tanrı tarafından iki insan arasına sokulmuş. Tek sır budur. Ve yalnızca tanrısal bir onay ister gökyüzünden şimşeklerle bezenmiş. Aşk bütün dünyada tektir, tek zorluğu kendisine inanmayışıdır. Aşk üzerimizde hakkı olan sıfatıdır sevişmelerimizin. Teslim olan askeridir korkak ve gurursuz. Sırlarla dolu insanın yeri cehennemdir der aşkın tarihini yazanlar. Yokluk doldurulmuş bir benliğimin üstüne doğru yürüyen kalpaksız bir şövalyenin akıl almaz cesareti çöp kutularına doldurulmuş cesetler gibi Sicilya denizlerine atılmış. İbrahim peygamber gibi hangi din dilerse ondan yana bir sır olur aşk; bütün sırrı gerçekte gizlidir. Molla Cami buyurur ki ; “insanlık şerefine uygun aşk her nedeyse orada sakınası olur narinliğini ...aşkın yırtıcı tabiatı canavarlaştığında ortaya çıkar...” (çünkü rivayete göre bu bilgin aşka düşmüş ve tam kırk bin akçe saymıştır köle kızın cariyesi olması için, demek ki köleleri Spartaküs değil aşk kurtarır....)
Kalp, ebesidir yeni aşkların Yürek direncidir insanın yitmeye/yitirmeye karşı, ama kırdığında kırar ve tam kırar bütün bir dinginliği...
[ Mukaddes böceklerin ipeğinden hasıl edilmiş ve mumyalanmış genç kız kalplerinden usta ellerin hazırladığı boyalarla boyanmış mendilin kaybolması kötü kalpli İago’nun bir şehvet düşkünü bir aşüfteye çevirdiği Desdemona’nın önlenemez ölümüne neden olur. ]
Alıntı..
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
29/12/2007 - maviler inan çok üşüyecek..
Bir şiir okuyorum soğuk cama yaslanıp;
"Yokluğun cehennemin öbür adıdır Üşüyorum kapama gözlerini" diye biten...
Şimdi gözlerini kaparsan; gözlerindeki yıldızlar sönecek... Şimdi gözlerini kaparsan; maviler inan çok üşüyecek...
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Çatisiz Bir Kadin..
|